30 Kas 2011

romantik-komedi

evet romantik-komedilerin sonu genel de mutludur, hikaye hep anlaşılır en başında, ama yine de izlemesi çok zevklidir.
bazen insan öğrenmek değil de eğlenmek ister, işte tam da o sıralar izlenmesi gereken favori romantik-komedi filmlerimi yazıyorum :)

The Ugly Truth : çapkın bir adamın, işinde gücünde olan güzel bir kadına erkeklerle ve ilişkilerle ilgili acımasız ve bir o kadar da çirkin gerçekleri anlattığı eğlenceli bir film.


29 Kas 2011

street style of clemence

bayıldığım fransız aktrislerden biri de clemence poesy. rahat giyim tarzıyla, tarzını takdir ettiğim, çekingen bakışlarıyla da çok güzel bulduğum bir kadın. onun giyim tarzını kendime örnek alıyor muyum bilmem ama çok beğendiğim kesin.


rahat ve şık deyince aklıma gelen birkaç isimden biri clemence.



şıklık her zaman dev topuklu ayakabılar giyip üzerimizde rahat hissedemediğimiz kıyafetlerin olması değildir, gittiğimiz yere uyum sağlayacak kıyafetlerin olmasıdır. mesela bir maroon 5 konserine giderken christian louboutin giymek bizi şık değil ancak komik yapar. yerli yerine göre giyinmek ve aynı zamanda çizgisini korumak; sanırım önemli olan tam olarak bu.



ordan burdan

bazen okuduğum bir kitapta sevdiğim beğendiğim cümlelerin altını çizerim tekrar tekrar farkedip okuyabileyim diye, bazen de öyle acıtır ki, üstünü çizerim tekrar denk geldiğim de görmeden geçebileyim diye.

"ey kimsenin istemediği dedim
seni bana versinler ödül olarak." ibrahim tenekeci

"bağışla kendini artık onu da... bırak gitsin. o senin ezel gününden kaderin, sen onu nasılsa bin kere daha seveceksin.." birhan keskin

"hüzün: hiçbir mutsuzluğun doyuramadığı bir iştah." emil michel cioran

"bir "an" vardır. sana kendisinden nefret ettirmek için, onca sebebi vermiş insanı özleyip, kendinden nefret etmene sebep olan bir "an"." ...


" ...ömer'in karşı cinse meyli, bir oyuncak arabanın kendi yolunda güvenle ilerlerken karşısına çıkan her engelin önünde acıklı acıklı debelenmesine benzetilebilirdi... tıpkı o pilli arabalar gibi, ne zaman engelin üzerine çıkmayı başaramayıp sırtüstü yuvarlansa, ters dönmüş bir kaplumbağa gibi debelenir ve nihayet taklasını tamamladığında tekrar tırmanıp tekrar düşer, pilleri tümüyle bitene ya da bir dış güç onu bu taklanın içinden çekip çıkarana kadar asla yöntemini değiştirmeyi aklına getirmeden bunu habire tekrarlardı... işleri daha da karmaşıklaştıran onu bir 'kadın' taklasından çekip çıkaranın genelde başka bir 'kadın' olmasıydı..." elif şafak

bir ki deneme

zar tutuyorsun ey hayat, bu kaçıncı sevgili
yanlış ata oynamışım gözlerim öyle dedi.

pır pır diye ses çıkardı yürürken yüreğimden
denizleri sulardım tozmasın diye deniz.
sporu çok severdim çiçeğe yem vermeyi
kuşlara binerdim ve kaçardım basından
bak buraya yazıyorum diye milyar kelimeyi
ziyan eden de bendim hem de hiç sıkılmadan.

güzeldim de galiba bunu nasıl söylesem:
eline sağlık tanrım leyla çok güzel olmuş
tanrım eline sağlık dünya da çok güzel olmuş
keşke biraz ölmesem...

İbrahim Tenekeci

aşk başkadır?

aşkın tarifini, betimlemesini yapmak zordur ama şöyle birkaç yazı okuyup, birkaç fikir edinince aklıma gelen ilk betimleme sanırım şu olacak; 'midede kelebeklerin uçuşması'. kalp hızlı hızlı çarpar, onu düşününce midede kasılmalar olur falan, yanılmıyorumdur umarım. gelişiyle mevsimi hatta dünyası değişen insan vardır bir de. her şey artık onunla daha dayanılabilinir, daha kolaydır. sanki o kişi baharı getirmişcesine. tüm bu düşüncelerden sonra kocaman bir 'AMA' geliyor aklıma! herkese baharı, yazı yaşatan aşk neden kasımda bir başkadır? bu kasım ayının aşkla ne gibi bir bağlantısı vardır ki?

'sweet november' kasımda aşk başkadır dememiş midir? veya aklıma gelen bir şarkı yine 'november rain' değil midir? bir şarkıcı vardı; ismi 'tual' yine aynı şekilde o da 'yine aylardan kasım sanki sende kaldı bir yarım...' diye tutturmamış mıdır?
sanırım güzelim 'sweet november'ı 'kasımda aşk başkadır' diye çevirmeselerdi biz de böyle takmazdık bu aya. 'evet evet hissediyorum kasımda aşk beni bulacak', 'hani kasımda aşk başkaydı ulan' diye esprilere meydan , günlük burç yorumlarında her burcun bir kasım aşkı olacağını yazan astrolog arkadaşlara da bu fırsatı vermezdik. bunu biz istedik. inanmayı seçtik. burdan 'kasımda aşk başkadır'cı arkadaşa seslenmek isterdim ama yapmayacağım, bir kitleyi buna inandırdığı için tanrılığına falan ilan edebilir. olsun.

yarın bir kasım ayının daha sonuna geliyoruz, 11 ay rahatlarız umarım, bu ayın esprilerinden ve beklentilerinden. ayrıca son bir şey daha var, kasımda aşk yalnızca havalar soğuk sarılacak adam var diye başka olabilir, onun dışında benim için bir aralıktan olmadı bir ağustostan farkı yok.

yine de kasımda kalmak isteyenlere bir kasım önerim;

19 Kas 2011

afrika'nın türküleri

köleliğin kaldırılmasıyla afrikalı kölelerin türküleri artık amerikada ordan da tüm dünyadadır. blues...
hüzün, çaresizlik, umut, yakarış, ama en çok hüzün... bu kavramların birleştiği bir müzik türü düşünün; afrika'dan getirilen kölelerin müzikli yakarışlarını ve umutlarını da...

güneşin tepesinde olduğu bir günde çalışmak zorunda olan teri su gibi akan bir afrikalı, ailecek çalıştıkları kölelik vasfında işler... kendilerini ifade edebildikleri ne bir ortam ne bir düşünce var, çaresizliğin verdiği zorunlulukla yüklenilen köleliklerinden başka hiçbir şeyleri yok. ellerinde kendileri,aileleri ve içten, saf müzikleri var. hiçbir kaygı gütmeden yaptıkları müzikler, mırıldandıkları şarkılar var.


bu tabloyu düşünmek beni nedense incitir hep, hüzünler kırılır sanki içimde ve sonrasında aklıma anadolunun meşhur saf hüzünlü türküleri gelir. ikisindeki de saflık ve açıklıktır. süslü cümlelerle aldatma değil, olanı olduğu gibi söyleme alışkanlığıdır.

bu yüzdendir ki ikisi de insanın yüreğine dokunur, hisseder ve başkalarını hissettirir. uzakta hiç tanışılmamış bir yabancıyı anlamayı sağlar. anlamayı sağlar ya, sanki gerisi de boştur.

16 Kas 2011

Kim Ki-duk

33 yaşında film senaryoları yazmaya başlayan 'dahi' yönetmen. sinema eğitimi almamasına rağmen yaptığı filmlerin hepsi birer başyapıttır gözümde. filmlerinde çok az diyalog olur, az ile çoğu anlatmayı başarabilen önünde eğildiğim bir mucizedir kim ki duk.
aslen güney koreli olan kim ki duk kendi halkının geleneklerini eleştirel bir tarzda anlattığı için halkı tarafından da pek sevilmez. halkının çok rağbet etmediği adam şimdi dünyaca ünlü bir yönetmendir. hem de öyle garip aksiyon filmleriyle değil 'sanat'la sanatıyla bu noktaya gelmiştir. hani bir şiir okursunuz da 'bunu x yazmıştır' ya da 'bu x'in kalemi' falan dersiniz ya; işte bu adamın filmlerini izlerken de, filme başladığınız dakikalarda çözersiniz eğer hayatınızda bir kere kim ki duk izlediyseniz. filmlerindeki diyalogları her bir filminde biraz daha azaltmıştır, zaten yönetmenimizin en büyük hayali de diyalogsuz bir film çekmektir.
filmlerini izledikten günler hatta aylar sonra bile bir sahne aklınıza gelir ve tüyleriniz ürperir. böylesine etkileyici bir yönetmen izledikten sonra artık hollywood yapımı ve tarzı filmlerin üzerine konuşulması gerekmeyen filmler olduğuna kanaat getireceğinize eminim.
aslında size tüm kim ki duk filmlerini izlemenizi öneririm fakat başlangıç için şunlar iyi gider diye düşünüyorum;
Dream-Bimong


15 Kas 2011

The Last Man in Europe


george orwell... 1984 isimli romanında beni hayretlere düşürmüş adam. yıllar sonra düşününce, satırları aklımdan geçirince aynı romanla beni korkutmuş, gerçek olmamasını dilediğim olayları yüzüme çarpmış kişi.